Ağustos 15th, 2008Asuman Dede
Selahattin Küçük’ün bir anısı;
On’ar dakikalık, üç sazdan oluşan saz eserleri programları yapılıyordu. Artık o tür yayınlara gire çıka kanıksamıştık, hep o tek sesli tek düze musikiydi. Bir peşrev, ara taksimi ve bir saz semaisi çalıyorlardı. Eserleri sırası geldikçe teker teker anons ediyorduk. Arada boş durmak sıkıcı oluyordu.
Genellikle yanıma okuyacak bir şeyler alıyordum. Stüdyoya girdiğimde Sadi Işılay, Niyazi Sayın ve Ercüment Batanay çalacakları parçaları çalışıyorlardı. Yayın disiplini daha tam işlemiyordu. Program Müdürlüğü daktilo edilmiş düzgün anonslar veremiyordu spikerlere.
Ben Sadi Işılay’dan ne çalacaklarını sordum. Cebinden sigara kutusunu çıkardı, kapağını yırttı, arkasına kalemle eserlerin adını yazdı bana verdi.
Okumaya, gözden geçirmeye zaman kalmadan kumanda odasından teknisyenin yayına başlama sinyali geldi. Spiker masasına oturdum, mikrofon açıldı, ilk parça olan peşrevi anons ettim, yayın başladı. Arada elimdeki kitaba göz gezdirirken sıra ara taksimine geldi. Sigara paketindeki kargacık burgacık yazıyı bir türlü çıkaramadım, taksimi Niyazi Sayın yapacaktı; neyini hazırlamış, dudaklarını başparenin üzerine yerleştirmiş, anonsunu bekliyordu. Zaman akıyor, çözemediğim yazılar gözümde büyüdükçe büyüyordu. Beklemeden:
“Sayın dinleyiciler, şimdi Niyazi Sayın’ın ney taksiminden sonra Asuman Dede’nin saz semaisini dinleyeceksiniz” dedim.
Niyazi Sayın birdenbire yanaklarını şişirmiş, nefesini tutmuş, yüzü kıpkırmızı kesilmişti, bir türlü neyini üfleyemiyordu, gülmemek için kendini zorluyordu.
Sadi Işılay onun bu halini görünce durumu kurtarmak için kemanına sarıldı ve taksime başladı. Dinleyiciler ney taksimi derken keman taksimi dinlediler.
Program bitince, stüdyo kahkahalara boğuldu.
“Yahu, Asuman Dede’yi nereden çıkardın?” dediler. Meğerse,benim bir türlü okuyamadığım Osman Dede imiş. ![]()