<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Kenzî Mâhfi</title>
	<atom:link href="http://www.sevkefza.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sevkefza.com</link>
	<description>Ney ve Neyzen hakkında birkaç şey,herşeyi vaad edemem...</description>
	<pubDate>Fri, 26 Sep 2008 09:30:08 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Şaşı çırak</title>
		<link>http://www.sevkefza.com/sasi-cirak/</link>
		<comments>http://www.sevkefza.com/sasi-cirak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2008 09:30:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kenzi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Mesnevi]]></category>

		<category><![CDATA[çırak]]></category>

		<category><![CDATA[şaşı]]></category>

		<category><![CDATA[şişe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevkefza.com/?p=88</guid>
		<description><![CDATA[Mesnevi&#8217;den&#8230;.
İsa’nın devriyle, nöbet onundu. Mûsâ’nın canı oydu, onun canı Mûsâ.
Şaşı padişah, Tanrı yolunda o iki Tanrı demsâzını birbirinden ayırdı.
Usta, bir şaşıya “yürü, var, o şişeyi evden getir” dedi.
Şaşı,”O iki şişeden hangisini getireyim? Açıkça söyle dedi.
Usta dedi ki: “O iki şişe değildir. Yürü, şaşılığı bırak fazla görücü olma!”
Şaşı, “Usta, beni paylama. Şişe iki” dedi. Usta dedi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mesnevi&#8217;den&#8230;.</strong></p>
<p>İsa’nın devriyle, nöbet onundu. Mûsâ’nın canı oydu, onun canı Mûsâ.</p>
<p>Şaşı padişah, Tanrı yolunda o iki Tanrı demsâzını birbirinden ayırdı.</p>
<p>Usta, bir şaşıya “yürü, var, o şişeyi evden getir” dedi.</p>
<p>Şaşı,”O iki şişeden hangisini getireyim? Açıkça söyle dedi.</p>
<p>Usta dedi ki: “O iki şişe değildir. Yürü, şaşılığı bırak fazla görücü olma!”</p>
<p>Şaşı, “Usta, beni paylama. Şişe iki” dedi. Usta dedi ki: “O iki şişenin birini kır!”</p>
<p>Çırak birini kırınca ikiside gözden kayboldu. İnsan tarafgirlikten, hiddet ve şehvetten şaşı olur.</p>
<p>Şişe birdi onun gözüne iki göründü. Şişeyi kırınca ne o şişe kaldı, ne öbürü!</p>
<p><a href="www.neyforum.net" target="_blank">Neyforum &#8216;</a>dan <strong>Yiğit Hocam</strong>&#8216;a teşekkürler&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevkefza.com/sasi-cirak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Onu da sen bul&#8230;</title>
		<link>http://www.sevkefza.com/onu-da-sen-bul/</link>
		<comments>http://www.sevkefza.com/onu-da-sen-bul/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Sep 2008 15:58:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kenzi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hatıralar]]></category>

		<category><![CDATA[Padişah]]></category>

		<category><![CDATA[Vezir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevkefza.com/?p=84</guid>
		<description><![CDATA[Soğuk bir kış günü padişah, tebdil-i kıyafet gezmeye karar vermiş.
Yanına baş vezirini alıp, yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı
bir adam görmüşler. Adam elindeki derileri suya sokup, döverek
tabaklıyormuş.
Padişah, ihtiyari selamlamış: &#8216; selamunaleyküm ey pir-i fani&#8230;&#8217;
Adam: Aleykumselam ey serdar-ı cihan&#8230;&#8217;
Padişah sormuş: Altılarda ne yaptın? &#8216;
Adam: Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor&#8230;
Padişah gene sormuş: Geceleri kalkmadın mı? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Soğuk bir kış günü padişah, tebdil-i kıyafet gezmeye karar vermiş.<br />
Yanına baş vezirini alıp, yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı<br />
bir adam görmüşler. Adam elindeki derileri suya sokup, döverek<br />
tabaklıyormuş.</p>
<p><strong>Padişah</strong>, ihtiyari selamlamış: &#8216; selamunaleyküm ey pir-i fani&#8230;&#8217;<br />
<strong>Adam</strong>: Aleykumselam ey serdar-ı cihan&#8230;&#8217;<span id="more-84"></span></p>
<p><strong>Padişah</strong> sormuş: Altılarda ne yaptın? &#8216;</p>
<p><strong>Adam</strong>: Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor&#8230;</p>
<p><strong>Padişah </strong>gene sormuş: Geceleri kalkmadın mı? &#8216;</p>
<p><strong>Adam</strong>: Kalktık&#8230; Lakin, ellere yaradı&#8230;</p>
<p><strong>Padişah</strong> gülmüş: Bir kaz göndersem yolar mısın? &#8216;</p>
<p><strong>Adam</strong>: Hem de ciyaklatmadan&#8230;&#8217;</p>
<p>Padişahla baş vezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar. Padişah baş vezire dönmüş:</p>
<p>- ne konuştuğumuzu anladın mı? &#8216;<br />
- hayır padişahım&#8230;&#8217;</p>
<p>Padişah sinirlenmiş: &#8216; Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım.&#8217;</p>
<p>Korkuya<br />
kapılan <strong>Baş vezir</strong>, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere<br />
kenarına dönmüş.. Bakmış adam</p>
<p>hala orada çalışıyor.. Ne konuştunuz siz<br />
padişahla? &#8216;</p>
<p><strong>Adam</strong>, baş veziri söyle bir süzmüş&#8230;&#8217; Kusura bakma&#8230;Bedava söyleyemem..ver bir yüz altın söyleyeyim.&#8217;</p>
<p>Baş vezir, yüz altın vermiş. <em>&#8216; sen padişahı, serdar-ı cihan, diye selamladın. Nereden anladın onun padişah </em></p>
<p><em>olduğunu? &#8216;</em></p>
<p>&#8216; <strong>ben dericiyim&#8230; onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi..</strong>&#8216;</p>
<p>Vezir kafasını kaşımış:</p>
<p><em>&#8216; peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek&#8230;&#8217;</em></p>
<p>Adam, bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın daha almış.</p>
<p>”<strong>padişah,<br />
altı aylık yaz döneminde çalışmadın mi ki, kış günü çalışıyorsun, diye<br />
sordu&#8230;ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da kış çalışmazsak,<br />
yemek bulamıyoruz dedim.</strong>&#8216;</p>
<p>Vezir bir soru daha sormuş: <em>&#8216; geceleri kalkmadın mı ne demek? &#8216;</em></p>
<p>Adam bir yüz altın daha almış.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>&#8216; çocukların yok mu diye sordu..var, ama hepsi kız..evlendiler, başkasına yaradılar, dedim&#8230;&#8217;</strong></p>
<p>Vezir gene kafasını sallamış&#8230; &#8216; <em>bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek&#8230;&#8217;</em></p>
<p>Adam gülmüş..<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>-onu da sen bul&#8230;..</strong></p>
<p>Cemil Abi&#8217;ye teşekkürler&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevkefza.com/onu-da-sen-bul/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şevkefza</title>
		<link>http://www.sevkefza.com/sevkefza/</link>
		<comments>http://www.sevkefza.com/sevkefza/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2008 15:10:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kenzi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<category><![CDATA[3.selim]]></category>

		<category><![CDATA[3.Selim'in rüyası]]></category>

		<category><![CDATA[Bezmara]]></category>

		<category><![CDATA[Dilhayat Kalfa]]></category>

		<category><![CDATA[Fikret Karakaya]]></category>

		<category><![CDATA[Güllerin karşımda her an solmadan durmaktadır]]></category>

		<category><![CDATA[Hafız Kömürcü Mehmed Efendi]]></category>

		<category><![CDATA[III.Selim]]></category>

		<category><![CDATA[İsmail Dede Efendi]]></category>

		<category><![CDATA[Necmeddin Okyay]]></category>

		<category><![CDATA[Niyazi Sayın]]></category>

		<category><![CDATA[Şevkefza]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevkefza.com/?p=73</guid>
		<description><![CDATA[ŞEVKEFZÂ 

Ne zaman bu hikayeyi okusam tüylerim diken diken olur,ağlamaklı bir vaziyet alırım.
Bezmara‘nın kurucusu Kemençevi Fikret Karakaya Bey’in meşhur III.Selim’in Rüyası olarakta bilinen bu enfes yazısı her ne kadar bir rivayetse de Niyazi Sayın Bey hocamızın
Şevkefza Taksimlerini ve aynı makamda sözleri Necmeddin Okyay‘a ait  ”Güllerin karşımda her an solmadan durmaktadır“adlı şarkısını dinleyince mâna iklimine uçmamak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="postbody"><span style="color: brown;"><span style="font-weight: bold;">ŞEVKEFZÂ </span></span><br />
</span></p>
<p><span class="postbody">Ne zaman bu hikayeyi okusam tüylerim diken diken olur,ağlamaklı bir vaziyet alırım.<br />
<strong>Bezmara</strong>‘nın kurucusu Kemençevi <strong>Fikret Karakaya</strong> Bey’in meşhur <strong>III.Selim’in Rüyası</strong> olarakta bilinen bu enfes yazısı her ne kadar bir rivayetse de <strong>Niyazi Sayın</strong> Bey hocamızın<br />
Şevkefza Taksimlerini ve aynı makamda sözleri <strong>Necmeddin Okyay</strong>‘a ait  ”<strong><em>Güllerin karşımda her an solmadan durmaktadır</em></strong>“adlı şarkısını dinleyince mâna iklimine uçmamak için bir sebep yoktur.Hele o meyân yok mu,<br />
adamı yer ile yeksan eder… Sözü fazla uzatıp edepsizlik yapmayayım…</span><span id="more-73"></span></p>
<p><img class="alignleft" src="http://img53.imageshack.us/img53/3633/3selimpa7.jpg" alt="" width="217" height="256" /><span class="postbody"><strong>Sultan Selim</strong>’in içi içine sığmıyordu. Bulduğu yeni makam, daha önce bulduklarından bir hayli farklıydı. Gerçi evcârâ da çok güzeldi, çok sevilmişti ve –Allah için– <strong>Dilhayat Kalfa</strong> ile <strong>Mehmed Ağa</strong> da muhteşem bir evcârâ fasıl vücûde getirmişlerdi. Ama nedense kendisine bir evcârâ eser bestelemek müyesser olmamıştı. «Belki bir gün yaparım» diye düşündü.[1] Ama şimdi evcârâyı düşünecek halde değildi. Şu yeni makamı bir an önce faslına kavuşturmak gerekiyordu. Lâkin bunun için, şehzadeliğinde olduğu gibi geniş zamana ihtiyaç vardı. Çaresiz, bu faslı, işi devleti yönetmek değil, bestekârlık etmek olanlara havale edecekti.<br />
O gün huzura ilk giren bestekâr Kömürcü Hâfız oldu. Sultan’ın başka şey konuşmaya sabrı yoktu. Beylik lâfları atlayıp yeni bir makam bulduğu müjdesini verdi. Sultan’ın heyecanı fark edilmeyecek gibi değildi. Kömürcü Hâfız, «Efendimizi bu derecede heyecanlandıran makam pek müstesna bir şey olmalı» diye düşündü.<br />
«Hünkârım, nây-i şerîfinizle bir taksim buyursanız da abd-i âciz bu yeni makama âgâh olsa» diyerek ricada bulundu.<br />
Sultan bu arada neyine uzanmıştı bile. Kısa bir taksim yaptı. Takdir ifadesi görmek için Hâfız Efendi’nin yüzüne baktı. Aradığını bulamamıştı. Sordu:<br />
«Nasıl buldun?»<br />
«Pek lâtif bir terkîb hünkârım. Dikkatimden kaçmadıysa sabâdan sonra acemaşirana kadar iniliyor, bu perdede nikrizle karar ediliyor.»<br />
«Esas itibariyle böyle. Lâkin girişteki sabâ, şevkutarabdaki gibi değil, yukarıdan başlıyor. Aslında bu sabâ değil. Çünkü çargâhın altında segâhtan ziyade kürdî perdesini almak iktiza ediyor. Hattâ kürdî üzerindeki nikrizi dahi şöyle bir duyuruyorum. Ondan sonra sabâ perdesini nevâya tebdil edip aşağı iniyorum. Fakat bu defa da acemaşiranda nikriz yapıyorum. Anlayacağın kararı nikrizli.»<br />
«Hünkârım, hakikaten pek lâtif. Bu terkîb için hangi isim tensîb buyuruldu acaba?»<br />
Aklından «Yahu şu Hâfız da ne soğuk adam. Madem beğendi, neden yüzünde bunun bir işareti görünmez?» diye geçiriyordu Sultan. Soruya cevap verdi:<br />
«Şevkefzâ.»[2]<br />
«Hakikaten bu isimle müsemmâ bir terkîb. Acaba zât-ı şâhâneleri şevkefzâ bir eser te’lif buyurdular mı?»<br />
«Bir şarkıya başladım, ama daha bitmedi. Sen bu makamı İsmail Dede’ye anlat da, beraberce bir fasıl tertîb edin. Peşrevini, semâîsini yapacak birini de buluruz elbet.»</span></p>
<p>Hâfız Efendi, huzurdan ayrılır ayrılmaz gidip Dede’yi buldu, Sultan’ın iradesini aktardı. Dede, bu yeni terkîbi çok beğenmişti. Derhal sarayın yolunu tuttu. Şu şevkefzâ makamını bir de mucidinden dinlemek istiyordu. Sultan Selim, Dede’yi yanında görmekten her zaman ayrı bir zevk duyardı. Hele onu bu defa Saray’a cezbedenin yeni makam olduğunu anlayınca büsbütün keyiflendi. Bu sefer tanburunu aldı eline ve her sesi inlete inlete bir şevkefzâ taksim etti. Neye de tanbur kadar hâkimdi, ama Dede’ye yaptığı taksim çok iyi düşmüştü. Hem bu ney veya tanbur meselesi değildi. Bu taksimin farkı, biraz da dinleyenden geliyordu. Sultan, «Bu İsmail Dede’de bir kerâmet var muhakkak. Ne zaman bu adama bir şey dinletmek istesem melekler yardıma geliyor sanki. Nedense Hâfız Efendi’ye böyle bir taksim yapamadım» diye geçiriyordu içinden. Böyle bir musikişinasın kendi saltanatı sırasında yaşıyor olmasına şükretti.<br />
Dede de benzer bir ruh hali içindeydi: «Allah’ım, bu adam seslere ne kadar hâkim! Keşke dünya işlerine de hükmünü böyle geçirebilseydi!» diye düşündü. Sultan’ın, taksimin karar sesi susar susmaz merakla yüzüne baktığını fark edince:<br />
«Allah hünkârımı iki cihanda azîz etsin. Bu terkîb, kulunuzu pek müteheyyic etti. Bu makamın faslına beni de ortak buyurmanızdan bahtiyârım. Bu terkîbe yaraşır elhânı ilhâm etmesi için Allah’a dua edeceğim» diyerek taksimin verdiği heyecanı dile getirdi.<br />
Sultan, Dede’nin aksülamelinden memnundu. Bir an önce şevkefzâ faslını dinlemek için sabırsızlanıyordu: «Rabbime hamd ü senâdan âcizim, bana bu makamın terkîbini müyesser kıldığı ve sizler gibi musikişinaslar lûtfettiği için. Peşrevi Numan Ağa yapsın, sen bir beste ve yürük-semâî yap, diğer besteyle ağır-semâîyi de Hâfız yapsın. Saz-semâîsini de bakalım kim yapar. Ben şu yarım şarkımı tamamlayayım, bu arada birkaç şarkı daha yapılırsa aliyyülâlâ olur» dedi. Bu bâbda ne yaman bir üstâd olduğunu bildiğinden, faslın yürük-semâîsini bilhassa Dede’ye ısmarlamıştı.</p>
<p>Ertesi gün Kömürcü Hâfız gözleri parlayarak girdi huzûra. Sultan Selim anladı, Hâfız bir besteyle gelmişti.<br />
«Güfteyi söyle!» dedi Hâfız’a.<br />
Hâfız ilk beyti okudu:<br />
«Hüsn-i zâtın gibi bir dilber-i sîmin-endâm<br />
Görmemiş devredeli âlemi, çeşm-i eyyâm»<br />
Bu kadarı bile Sultan’ın çok hoşuna gitmişti.<br />
«Kimin bu güfte?» diye sordu Hâfız’ın devam etmesini engelleyerek. Hâfız ihtiramla başını indirdi:<br />
«Kulunuz âcizin hünkârım.»<br />
«Nedir bu, murabba mı, ağır-semâî mi?»<br />
«Ağır hafif ika’ında murabba hünkârım.»<br />
«Ey, dinleyelim o zaman.»<br />
Hâfız, lâtif sadâsı ve tesirli edâsıyla eserini okumaya başladı. Meyâna gelince sustu.<br />
«Şimdilik bu kadar hünkârım, Hak müyesser ederse meyânını da yarın dinletirim» dedi ve edeple Sultan’ın gözlerine baktı. Bir takdir nişânesi arıyordu.<br />
«Üstâdâne eser doğrusu» dedi Sultan. «Lâkin kısa bir murabba olmuş. Neyse zararı yok, ağır-semâîyi biraz uzun tutarsın.» Söylemek istediği bir şey daha vardı, ama vazgeçti: Zâtın kelimesinin –tın hecesindeki ve gibi kelimesinin gi- hecesindeki uzun sesler hoşuna gitmemişti. Buna mukabil terennümde onu memnun eden bir şey vardı.<br />
«Terennümde hüseynî perdesini hisâra, sabâ perdesini de nevâya tahvil etmişsin, pek güzel olmuş. Ben sana makamı tarif ederken böyle bir şey yapmamıştım. Sen yeni bir unsur katmışsın. İşte bir makamın çerçevesini böyle genişletmek gerek, âferin Hâfız!» dedi ve sırtını sıvazladı.<br />
Hâfız bu senâdan duygulanmıştı:<br />
«Fakîri şâdân ettiniz hünkârım, siz de olasınız» diyerek saygıyla eğildi.<br />
«Hâfız, haydi bir an önce tamamla şu eseri de, ağır-semâîye geç» dedi Sultan, Hâfız’ın eline küçük bir kese sıkıştırırken.<br />
Birkaç gün önce Yenikapı Mevlevîhânesi’nin müdâvimlerinden bir şair, belki besteler diye İsmail Dede’ye bir şiir vermişti. «Ser-i zülf-i anberîni yüzüne nikab edersin» mısrâıyla başlayan bu şiiri Dede çok beğenmiş, «bu tam bir yürük-semâî güftesi» demişti. Hangi makamdan bestelesem diye düşündüğü bir sırada Hâfız çıkagelmiş, Sultan Selim’in yeni terkîbini haber vermişti. Sultan’ın taksiminin verdiği heyecan yatışmadan elindeki şiiri bestelemeye başladı. Meyânına kadar çabucak geldi. Bir iki denemeden sonra meyânı ertesi güne bıraktı. İkinci gün eser tamamlandı. Dede Sultan’a dinletmek için sabırsızlanıyordu, soluğu huzurda aldı. Sultan, Dede’nin bir şâheserle geldiğini yüzünden anladı. Daha terennüme gelmeden Sultan’ın gözlerinden yaşlar boşandı. Ama Dede’nin devam etmesine mani olmamak için kendine hâkim olmaya çalıştı. Meyânı dinleyince artık kendini tutamaz oldu, gözyaşları sel misali akmaya başladı. «Madem teessür-i şâhâneye sebeb oldu, devam etmek hürmetsizlik olur» düşüncesiyle Dede okumayı bıraktı. Fakat Sultan, devam etmesi için eliyle işaret verdi. Dede eseri bitirince Sultan Selim, genç bestekârın ellerine kapandı;<br />
«Ben belki bir tebânın şâhıyım, ama senin kulunum. Sana vereceğim her atıyye bu eserin karşısında puldur» diyerek takdirini ve heyecanını ifade etti.<br />
Bir müddet sessizce oturdular. Sonra Sultan ağır ağır anlatmaya başladı:<br />
«Dün gece acaip bir rüya gördüm. Yine padişahmışım, ama bundan yüz elli sene sonrası. Bir neyzen geliyor bir gün, adı Niyazi imiş, şevkefzâ bir şarkı yaptığını söylüyor. Ben de «Bir taksim et, sonra da şarkını oku» diyorum. Bıyıklarını başpârenin üzerinde titrete titrete öyle bir taksim ediyor ki ben neyzenliğimden utanıyorum. Sonra şarkıya giriyor. Aman Allah’ım, o ne giriş, o ne perde oyunları. Şarkı şevkefzâ olmaya şevkefzâ, lâkin neler katmış. Hem ağır-aksak şarkılarda ben hiç bu kadar uzun saz payı duymamıştım. Hâsılı taksimine de, sazında gösterdiği hâkimiyete de, şarkısına da, okuyuşuna da hayran oluyorum. “Başka eserin yok mu, bana onları da oku” demeye kalmadan uyanıyorum.»</p>
<p><span class="postbody">[1] Sultan Selim’in günümüze ulaşmış bir evcârâ murabbaı vardır. Fakat biz, hikâyemizde bu eserin, şevkefza makamının bulunuşundan sonra bestelendiğini farz ettik. Bu, gerçekten böyle midir, yoksa Sultan Selim, söz konusu eserini, evcârâ faslının bestekârı Küçük Mehmed Ağa ile aynı dönemde mi bestelemiştir, söyleyemeyiz. Çünkü bu konuda kesin bir hükme varmamıza yarayacak belgeler yoktur. Fikrimizce, Sultan Selim’in evcârâ murabbaı (“Mevc-i atlas-ı felekde ben hevâdan geçtim”), Küçük Mehmed Ağa’nın iki murabbaından hayli sonra bestelenmiştir. Aynı dönemde bestelenmiş olsaydı, Mehmed Ağa’nın iki şaheserinin gölgesinde kalır, unutulurdu. Muhtemelen Mevc-i atlas, ilk evcârâ faslın doğurduğu heyecan yatıştıktan sonra yapılmış, bu sâyede kendine hayat alanı bulmuştur.</span></p>
<p>[2] Şevkefzâ, Farsça’da “şevk artıran, sevinci büyüten” anlamlarına gelir.</p>
<p>Fikret Karakaya</p>
<p>Kaynak: <a class="alignleft" title="Dinle Neyden" href="www.dinleneyden.com" target="_blank">www.dinleneyden.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevkefza.com/sevkefza/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hüzzam Faslı 1972</title>
		<link>http://www.sevkefza.com/huzzam-fasli/</link>
		<comments>http://www.sevkefza.com/huzzam-fasli/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2008 10:58:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kenzi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<category><![CDATA[3.selim]]></category>

		<category><![CDATA[cüneyd kosal]]></category>

		<category><![CDATA[cüneyd orhon]]></category>

		<category><![CDATA[Dede efendi]]></category>

		<category><![CDATA[doğan ergin]]></category>

		<category><![CDATA[fasıl]]></category>

		<category><![CDATA[hanende]]></category>

		<category><![CDATA[hüzzam]]></category>

		<category><![CDATA[kanun]]></category>

		<category><![CDATA[kemençe]]></category>

		<category><![CDATA[Necdet Yaşar]]></category>

		<category><![CDATA[Ney]]></category>

		<category><![CDATA[recep birgit]]></category>

		<category><![CDATA[Robert Garfias]]></category>

		<category><![CDATA[tanbur]]></category>

		<category><![CDATA[Turkish Ottoman Classical Music Ensemble]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevkefza.com/?p=58</guid>
		<description><![CDATA[Fasıl nasıl yapılır&#8217;ın en güzel örneği,ortada hanende her sazdan birer adet ve mümkünse klasik türk müziği sazları..Yirmi tane kemanın arasına,bir ney bir tanbur oturtan zihniyete izletmek lazım gelir bunu.Umarım TRT&#8217;nin saygıdeğer yöneticileri musıkimizi ne hale getirdiklerinden biraz olsun utanırlar&#8230;
Kanun: Cüneyd Koşal
Hanende: Birgit Recep
Ney: Dogan Ergin
Kemençe: Cüneyd Orhan
Tanbur: Necdet Yaşar
Gönül Verdim Bir Civane (3. Selim)
Tanbur Taksimi
Ey [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fasıl nasıl yapılır&#8217;ın en güzel örneği,ortada hanende her sazdan birer adet ve mümkünse klasik türk müziği sazları..Yirmi tane kemanın arasına,bir ney bir tanbur oturtan zihniyete izletmek lazım gelir bunu.Umarım TRT&#8217;nin saygıdeğer yöneticileri musıkimizi ne hale getirdiklerinden biraz olsun utanırlar&#8230;</p>
<p><span>Kanun: Cüneyd Koşal<br />
Hanende: Birgit Recep<br />
Ney: Dogan Ergin<br />
Kemençe: Cüneyd Orhan<br />
Tanbur: Necdet Yaşar</span></p>
<p>Gönül Verdim Bir Civane (3. Selim)<br />
Tanbur Taksimi<br />
Ey Gül-i Bağ-ı Eda (Dede Efendi)<span id="more-58"></span></p>
<div class="vvqbox vvqyoutube" style="width:425px;height:355px;">
<p id="vvq48e9efed18a3b"><a href="http://www.youtube.com/watch?v=fbAfiabedZE">http://www.youtube.com/watch?v=fbAfiabedZE</a></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevkefza.com/huzzam-fasli/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bekir Sıtkı Sezgin Anma Konseri (10 Eylül 2008)</title>
		<link>http://www.sevkefza.com/bekir-sitki-sezgin-anma-konseri-10-eylul-2008/</link>
		<comments>http://www.sevkefza.com/bekir-sitki-sezgin-anma-konseri-10-eylul-2008/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Aug 2008 10:36:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kenzi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Konserler]]></category>

		<category><![CDATA[Anma Konseri]]></category>

		<category><![CDATA[Bekir Sıtkı Sezgin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevkefza.com/?p=54</guid>
		<description><![CDATA[Değerli dostlar facebookta Bekir Bey&#8217;in grubundan bir duyuru geldi bugün,kıymetli üstadımız için 10 Eylül&#8217;de bir anma gecesi yapılacak,program Altunizade Kültür Merkezinde olacak,anma gecesinden önce ise sevenleri kabri başında dualar okuyacak;
Kabir ziyareti-14:00
Anma Konseri-20:30 - 23:30
ALTUNİZEDE KÜLTÜR MERKEZİ
Barbaros Mah. Sırma Perde Sok. No:23 Altunizade - Üsküdar - Capitol arkası
Ayrıntılı bilgi için grupta mail adresi bırakılmış,
kaax@msn.com
Tüm özleyenler davetlidir&#8230;
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="margin-right: 1px; margin-left: 1px;" src="http://img293.imageshack.us/img293/3192/l139938021857667bb8.jpg" alt="" width="148" height="224" />Değerli dostlar facebookta Bekir Bey&#8217;in grubundan bir duyuru geldi bugün,kıymetli üstadımız için 10 Eylül&#8217;de bir anma gecesi yapılacak,program Altunizade Kültür Merkezinde olacak,anma gecesinden önce ise sevenleri kabri başında dualar okuyacak;</p>
<p>Kabir ziyareti-14:00</p>
<p>Anma Konseri-20:30 - 23:30</p>
<p>ALTUNİZEDE KÜLTÜR MERKEZİ<br />
Barbaros Mah. Sırma Perde Sok. No:23 Altunizade - Üsküdar - Capitol arkası</p>
<p>Ayrıntılı bilgi için grupta mail adresi bırakılmış,</p>
<div class="datawrap"><a href="mailto:kaax@msn.com">kaax@msn.com</a></div>
<div class="datawrap">Tüm özleyenler davetlidir&#8230;</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevkefza.com/bekir-sitki-sezgin-anma-konseri-10-eylul-2008/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Niyazi Sayın Zeck Dergisi Ropörtajı</title>
		<link>http://www.sevkefza.com/niyazi-sayin-zeck-dergisi-roportaji/</link>
		<comments>http://www.sevkefza.com/niyazi-sayin-zeck-dergisi-roportaji/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Aug 2008 11:41:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kenzi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ropörtajlar]]></category>

		<category><![CDATA[Aziz Dede]]></category>

		<category><![CDATA[Emin Dede]]></category>

		<category><![CDATA[Hacivat]]></category>

		<category><![CDATA[Halil Dikmen]]></category>

		<category><![CDATA[Karagöz]]></category>

		<category><![CDATA[Mevlevi]]></category>

		<category><![CDATA[Munir Nurettin Selçuk]]></category>

		<category><![CDATA[Mustafa Düzgünman]]></category>

		<category><![CDATA[Necdet Yaşar]]></category>

		<category><![CDATA[Niyazi Sayın]]></category>

		<category><![CDATA[Oskiyan Usta]]></category>

		<category><![CDATA[Sema Özbek]]></category>

		<category><![CDATA[Zeck Dergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevkefza.com/?p=38</guid>
		<description><![CDATA[
Gönül kapısını bize açan Neyzen Niyazi Sayın ile daha kapıdan girdiğimizde farklı bir söyleşi yapacağımızı anlamıştım. Fotoğrafçılık, tespih sanatı, ebru, resim, kuş merakı, çiçekçilik, aşçılık, elektronik, ney yapımı ve buna benzer o kadar geniş bir ilgi alanı var ki hangisini anlatacağımızı şaşırdık. Hangi konuyla ilgilendiyse o konuda en iyisi olmuş ama bunu hırsla değil sevgiyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="postbody"><br />
</span><img class="alignleft" src="http://img402.imageshack.us/img402/9249/niyazisay305n033ms2er7.jpg" alt="" width="208" height="320" /><span class="postbody"><span style="font-style: italic;">Gönül kapısını bize açan Neyzen Niyazi Sayın ile daha kapıdan girdiğimizde farklı bir söyleşi yapacağımızı anlamıştım. Fotoğrafçılık, tespih sanatı, ebru, resim, kuş merakı, çiçekçilik, aşçılık, elektronik, ney yapımı ve buna benzer o kadar geniş bir ilgi alanı var ki hangisini anlatacağımızı şaşırdık. Hangi konuyla ilgilendiyse o konuda en iyisi olmuş ama bunu hırsla değil sevgiyle yapmış. Niyazi Sayın zamana meydan okuyan bir insan. Son teknolojileri takip ediyor, bilgisayar kullanıyor, yeniye açık, her günü dolu geçen değerli bir insan.. Niyazi Sayın ney icrasında yeni kalıplar ve pozisyonlarla bir dönüm noktası oldu. Bugün musikîmizde ney icrası, <span style="font-weight: bold;">&#8220;Niyazi Sayın öncesi&#8221;</span> ve <span style="font-weight: bold;">&#8220;Niyazi Sayın sonrası&#8221; </span>diye ikiye ayrılıyor. Vakit bana yetmiyor diyor, nasıl yetsin ki.. Bizim de onu anlatmaya sayfalarımız yetmedi.. Gelin sayfalarımız izin verdiği ölçüde Niyazi Sayın&#8217;ın deryasından bir katre su alalım kendimize..</span><br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
Ney ile yolculuğunuz nasıl başladı?</span></span><span id="more-38"></span><span class="postbody"></p>
<p>Neyi ilk almama vesile olan Üsküdar musikî cemiyeti neyzenlerinden Emin Beydir. Bir gün Hattat Necmettin Okyay beni resim heykel müzesinin müdürlüğüne Halil Dikmen Hocamıza götürdü: &#8220;Halil evladım bak sana Niyazi&#8217;yi getirdim sana emanet&#8221; dedi. Biz o asil insanla derse başladık 15 sene gittim. Bugün sağ olsa gene giderim. Kendisinden aynı zamanda resim dersi aldım Halil Bey&#8217;in sayesinde çok insan tanıdım orda. Halil Dikmen çok efendi, değerli derviş bir insandı öyle asil, faziletli bir insan az görülür. Neyzen Emin dedenin talebesiydi. Onun da hocası Aziz Dede bu böyle bizim yol 3. Selim&#8217;in hocası Oskiyan Usta&#8217;ya kadar gidiyor ondan sonra nereye gidiyor bilmiyorum. Bu bizim ney ekolümüzdür.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Halil Dikmen&#8217;le sizin aranızda farklı bir usta çırak ilişkisinin örnek biçimde yaşanması var sanki.. Bir yerde &#8220;bana hiçbir zaman aferin demedi ama her zaman devam et dedi&#8221; demişsiniz.</span></p>
<p>Hiç söylemezdi onu, &#8220;devam&#8221; derdi. Vefatından sonra kız kardeşi Hanımefendi&#8217;yi ziyarete gittim,Ona &#8220;talebelerimden bir Niyazi var&#8221; demiş. Hâlbuki hayatımda -çok samimidir bu sözüm- hocam gibi ney üfleyemedim. Hocamın neyden çıkardığı sesi daha kimseden duymadım. Hocam aslında ressam, profesyonel bir neyzen değil, amatör ama neyi de öyle üflüyor ki biz onu üfleyemedik. Yalnız neyde şimdiye kadar yapılmamış hareketleri Allah bana ihsan etti onları yaptım. Çeşitli pozisyonları bulduk makamlardaki münasebetini temin ettik. Mesela hicazkâr makamında &#8220;fa diyez&#8221; perdesini açtığınız zaman o perde pes kalıyor fakat onun pes kaldığının farkında değil millet, bunları buldum.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Bunları nasıl buldunuz?<br />
</span><br />
Benim iyi bir musikîye ihtiyacım vardı bu sanatın içerisine girmişsem onun arkasından koştum. Meselâ batı müziğine de çok düşkünüm, belki bir batı musikîsiyle meşgul olanın elinde o kadar plak yoktur. Onlardan da istifade ettim. Sonra bizim musikîde önderimiz olan tanburî Cemil Bey&#8217;in plâklardaki seslerinden istifade ettim, halen de ediyoruz. Bu meyanda Münir Nurettin&#8217;le 25 sene beraber çalıştık O da kıymetli bir değerdi memlekette. Kıymetli değer olan hafızlar vardı, herkes bilmez, onlar da çok çok muazzam insanlardı. Bu meyanda Mesut Cemil gibi konuşan bir insan hayatımda görmedim bilgili, hayran olursunuz nefis bir konuşma, sonra Kur&#8217;an okuyan hafızlar, gazel söyleyen hafızlar, iyi okuyan solistler tabii içine girince bunlar hepsi birbirine bağlanıyor. Ama bunun bende kuvvetli olmasının sebebi diğer sevdiğiniz hobileri bir araya getirdiğiniz zaman daha faydalı oluyorsunuz diye düşünüyorum. Meselâ tabağı kenarından tutmayacaksınız, iki elle yapışacaksınız hani &#8220;asılırsa insan İngiliz sicimiyle asılmalı&#8221; yahutta &#8220;sakız çiğnerse Ayşe Abla gibi şaklatmalı&#8221; derler ya bu da işin latifesi..</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Musikîyi tarif edin desem nasıl tarif edersiniz?</span></p>
<p>Musikîyi ben çocuklara şöyle tarif ediyorum. Musikî iki ses arasında manevi münasebete derler. Siz gönlünüzde &#8220;do&#8221; ile &#8220;re&#8221; arasındaki sesi iyi bulursanız işte musikî odur. Ama bulamazsanız hiçbir şey ifade etmez. Batıda tamper sistemi dediğimiz 12&#8242;li sistem vardır; bu sistemde mesela keman virtiözü Menoin&#8217;i görmeden de dinleseniz Menoin olduğunu anlarsınız. O notada görünen &#8220;do&#8221; &#8220;re&#8221; değil. Notanın hiçbir faydası yoktur insana, nota bir iskelettir. Sizde! Bütün hareket sizde! Herkes kendi hayatını koyar melodilerin içerisine.</p>
<p>Ruhunu aksettiriyor o yaptığı esere..<br />
Tabiî, yürümek öyledir, konuşmak öyledir. Siz konuşuyorsunuz görmeden ben sizin olduğunuzu anlıyorum. Neden, çünkü siz konuşuyorsunuz, o ruh çok önemli bir mesele.<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
Az önceki söylediğiniz ruhu alıp götürmesi ve onunla denge kurması nasıl olur?</span></p>
<p>Sizin duygularınız öyle olacak ki o sesleri bastığınız zaman gönlünüzden basacaksınız. O &#8220;re&#8221;nin &#8220;do&#8221;nun işareti yok, gönülde var onun işareti. Öyle bir ses ki bir sesi 9&#8242;a bölerseniz bir tanesine koma derler. Koma nedir? Hiçbir şey! Siz o komaları kendi gönlünüzden yapacaksınız. Aa bu çok güzel okuyor çok güzel çalıyor.Niye? Çünkü onun duyuşu başka..</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Sizin Mevlevi olduğunuz da söyleniyor..</span></p>
<p>Açıkçası Mevlevilik diye bir şey bende yok. Yalnız neyzen olmamız münasebetiyle bir Mevlana felsefesi içerisinde olmak mecburiyeti zuhur ediyor. Bir mesneviyi okumak lazım çünkü enstrümandan ses çıkması için insanın kültüre ihtiyacı var. Bu Mevlevilik olur, Bektaşilik olur, Rufailik olur, cami felsefesi, kilise felsefesi olur; bunların hepsini toparlamak lazım. Ama Hazreti Mevlana&#8217;nın görüş ve duyuşlarına karşı son derece muhabbet ve saygımız sonsuzdur. Yoksa ben öyle kayıtlı bir insan değilim.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Bir ney üflüyorsanız tasavvufa ister istemez giriyorsunuz gibi bir şey anladım doğru mu anladım acaba?<br />
</span><br />
Tabii yani şimdi o olmadan neyden ses çıkmaz. Yani manevi tarafınız olmazsa olmaz. Bizim musikimiz bizi tekkeye götürür ya da camiye ama daha çok tekkeye götürür. Batı müziğinin melodileri de kiliseye götürür. O da güzeldir tabii ama bizim işimiz başka. Basit gözüken bir şey insanı yakar mesela bir Hafız Sami varmış onu dinlediniz mi başka türlü, bunun gibi..</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Burada o zaman esas olan kişinin ruhundaki oynamaları ses olarak bir başkasına aktarması değil mi?</span></p>
<p>Her şey öyle zaten &#8220;ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinden.&#8221; Konuşmanızda bile maneviyat var mesela. Maneviyatsız hiçbir şey yok. Konuştuğunuz zaman karşınızdaki muhatabınız sizin manevi durumunuzla alakalı olarak size yakınlaşıyor. Her iş öyle.. Yazı yazsanız orda o güzellik görünür. Musikîden de murat insandır Kuran-ı Kerim&#8217;de de bir ayet vardır. Diyor ki: &#8220;Allah emaneti ilahiyeyi dağlara taşlara verdi onu kabul edemediler o çok ağır bir yüktü.&#8221; Emanet nedir? &#8220;Onu insan kabul etti ama o insan zalim ve cahil oldu&#8221; diyor. Niye? İnsan kendi güzelliğine ekberiyetine bakmadığı için kendisine zalim ve cahil oluyor. Allah&#8217;ın güzelliği ancak insanda tecelli ediyor. Hiçbir yerde tecelli etmiyor. Her yerde tecelliyatı var, O&#8217;nsuz bir yer yok amma bütün esmasıyla beraber insanda tecelli ediyor. O melodiler insan için; o, insandan çıkıyor zaten. Ben çalmazsam başkası çalar, o çalmazsa başkası çalar mühim değil. Mühim olan insan.. Hz. Mevlana 6 ciltlik esere &#8220;dinle ney&#8217;den&#8221; diye başlıyor. Neden? Aslında insandan dinle diyor ney&#8217;den ne olacak bir kamış parçası, o işin rumuzu.. Ama asıl ney insan! İnsan&#8217;dan dinleyeceksiniz. Hz. Muhammed de insan suretinde tecelli etti değil mi? İnsanı tanımıyorsan sen, kendini tanımıyorsun &#8220;kim ki nefsini bildi o Allah&#8217;ı bildi&#8221; işte ney de bu felsefeye hizmet eden manevi asil bir alet. Ebruda da murat insan, insan olmasaydı ebru da olmazdı, onu çıkaran insan&#8230;. Mesela Karagöz, bütün dünyada her memleketin kendi bünyesine göre uygulanıyor. Çin&#8217;de var, Endonezya&#8217;da var. Yunanistan&#8217;da her gün karagöz oynatıyorlar televizyonda bile çıkıyor. Bizdeki Karagöz tasavvufi eda ve mana ile oynatılır. Maalesef bizdeki karagöz oynatanlar da bu felsefenin dışında, bildikleri yok. Karagöz baştan aşağı tasavvuftur bütün perde gazelleri hepsi tasavvufidir. Karagöz de öyle der</p>
<p>&#8220;Nakş-i sun&#8217;un remz eder hüsnünde rü&#8217;yet perdesi<br />
Hâce-i hükm-i ezeldendir hakikat perdesi</p>
<p>Sîreti sûrette mümkündür temaşâ eylemek<br />
Hâil olmaz ayn-i irfâna basiret perdesi</p>
<p>Her neye imân ile baksan olur iş âşikar<br />
Kılmış istilâ cihâna hâb-i gaflet perdesi</p>
<p>Bu hâyal-i Âlemi gözden geçirmektir hüner<br />
Nice kâra gözleri mahv etti sûret perdesi</p>
<p>Şem-i aşka yandırıp tasvir-i cismindir geçen<br />
Âdemi âmed-şüd etmekte azîmet perdesi</p>
<p>Hangi zılla iltica etsen fenâ bulmaz acep<br />
Oynatan üstâdı gör kurmuş muhabbet perdesi</p>
<p>Dergeh-i Âli abâda müstakim ol Kemterî<br />
Gösterir vahdet elin kalktıkça kesret perdesi.&#8221;</p>
<p>bu son beytin ilk mısra &#8220;Dergeh-i Âli abâda&#8221; işte islamın özüdür bu. Ehli beyte muhabbet lazım Allah&#8217;ın emridir Kuran-ı Kerim&#8217;de &#8220;ben sizden hiçbir ecir istemiyorum, ehli beytime muhabbet ediniz&#8221; buyuruyor nedir o ehlibeyt ben karışmam artık.. Herkes kendi derdine baksın, uğraşsın bulsun neyin nesi neyin fesi ise bu gönül işidir. Yaşamdan maksat hakikate ulaşmaktır.</p>
<p>Bütün sanatların başı insan o zaman<br />
Kendini bilecek insan. Allah &#8220;Ben size şah damarınızdan yakınım&#8221; diyor. Her yerde tecelli ediyor, insandaki tecellisi de başkadır.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Çok uzun süre TRT&#8217;de hizmet vermişsiniz, nasıl başladı?</span></p>
<p>1949 ya da 1950 senesinde neyzen Süleyman Erguner: &#8220;Radyoda saz eseri yapıyoruz gelir misin?&#8221; dedi. Radyoya girmek çok büyük bir şey benim için &#8220;Gelirim ama önce bir hocama sorayım ondan sonra karar veririm&#8221; dedim. Sonra hocama sordum, gitmemi arzu etti 1950&#8242;den itibaren resmi olarak radyoda faaliyet gösterdik. Süleyman Erguner ile bir hayli zaman, beraber radyoda vazife aldık. Şunu söylemek icabederse Hocam da dâhil diğer neyzenler Süleyman Erguner gibi ney tanıtımı ve neyin sesini duyurmakta faydalı olamadı. 30 sene radyoda çalıştım sonra konservatuar açıldı, konservatuara devam etmeye başladık. O meyanda Amerika&#8217;dan Seattle Üniversitesi&#8217;nden istediler. Necdet Yaşar&#8217;la oraya gittik Amerika&#8217;da 1 sene kaldık sonra İstanbul&#8217;a geldik konservatuara devam ettik. 65 yaşını doldurmuş olanlar gurubu için özel bir kanun vardı bu yeni iktidar ondan istifade edemezsiniz dedi. Hâlbuki gerek müzisyen olsun, gerek diğer bölümlerde olsun bunun sonu yoktur. Beşikten mezara kadar sanatkârlardan istifade edilmesi lazımdır. Biz de pekâlâ dedik kalktık konservatuardan da ayrıldık geldik. Kimse de halimizi sormadı. Aldık eşyalarımızı topladık eve geldik. Böyle bir musikî hayatımız oldu.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Burada büyük bir kütüphane görüyorum, ne tür kitaplar..</span></p>
<p>Musikîyle, tarihle, dini eserlerle alâkalı çeşitli kitaplar. Bizim Türkiye&#8217;de arzu edilen kitaplar çıkmıyor; çok kitap çıkıyor ama hiç birisi işe yaramıyor okunması icap eden kitap çıkması lazım. Önce eski yazılmış eserlerin tercümesi lazım. Bunlara ihtiyaç var, kütüphaneler kitap dolu ama kapısını açan yok.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Bunları insanlar görmüyorlar mı?</span></p>
<p>Görmüyorlar, niye görmüyorlar? Çünkü insanları bu hale getirdiler. Sizin karşınıza musikî ile alakası olmayan insanlar çıkarsa musikî ortadan kalkar.</p>
<p>O anlayış yok ki o güzellikten sanattan zevk alma yok ki..<br />
Ama gençliğin kabahati yok bunda; gençlik onu görüyor. Ne görürse.. Gençler hakikaten zeki çocuklar. Halka ne verirseniz onu alır, mesele orada! Türkiye&#8217;de kültür çok zaafa uğradı çok kötü duruma düştük. Spikerler konuşmasını bilmiyor her önüne gelen spiker oluyor, telaffuzda vurgulamaları bile yerinde yapamıyorlar. Kendini göstermek için oraya çıkıyor. Her şey böyle, Biz kültürsüzlükten perişanız kültür yok yok .. Sabahtan akşama kadar televizyonda acayip şeyler seyrettiriyorlar bize, milleti güzelliğe alıştırıcı hareketlerin olması lazım. Belgesellerin olması lazım vs. bizim artık buna ihtiyacımız var. Bir çocuk var Mercan Dede diyorlar meşhur bir neyzenmiş. Ben onun hocasıymışım! Hiç alakası yok beni tanıyan insan bilir, öyle bir insan yetiştirmemin imkânı yok. Halk da bunun arkasından koşuyor. Halkın da kabahati yok halk ne verirseniz onu alır.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Hiç ders almadı mı Mercan dede sizden?<br />
</span><br />
Hayır, efendim ben buna ders verir miyim, ben yobazım aynı zamanda musikide yobazım ben. Ben klasik bir insanım. Sokak müziğinden hoşlanmam. Beni tanıyan bir insan talebelerime baksın nasıl insan yetiştiriyorum.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Nasıl görüyorsunuz gidişatı?</span></p>
<p>Ben şahsen iyi görmüyorum. Tadı yok bu işin. Her bakımdan şahsiyetimiz zaafa uğradı. İyi olur inşallah diyelim ne diyelim ki..</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Son zamanlarda kendinizi geriye çekmenizdeki sebep biraz da gerçek anlamda sanata talip kimsenin kalmadığını düşünmüşsünüz öyle mi?</span></p>
<p>Yok, öyle değil. Öyle düşünmüyorum var, çok var.. Herkes beni zannediyor ki kendisini geriye çekiyor öyle bir şeyim yok benim evde uğraşacağım çok şey var. Kuşlar var, oydu buydu günün hiç kıymeti yok zaman az geliyor.<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
Sanatta iyi bir yere gelebilmek için diğer yan sanatlarla da ilgilenmenin çok önemli olduğunu söylemişsiniz.</span></p>
<p>İyi olmak için bu işin içine girmek lazım. Yani girmezseniz olmaz, kenarından bir şey olmaz. Bir de karakter meselesi, mesela benim karakterimde bir şeyin çoğunu severim. Sevdiğim insanı çok severim. Sevmezsem sevmem o insanı. Bütün mesele insanların kendisine ve karşısındakine ziyanı dokunmasın. Ve ziyanı dokunmamakla beraber hizmeti olsun faydası olsun. Yani kendi derdinizden önce karşınızdakinin derdi ile hemhal olmalı. Bunda din, iman, şu, bu bakmak yok kim olursa olsun, insandır. Hatta ben biraz daha ileri giderim, sokakta bir kâğıdı bile itmem, kâğıda hakaret nazarıyla bakarım o kâğıda hakaret etmişim diye düşünürüm. Yaşadığınız hayat içerisinde kimseye zahmet vermemek lazım. Eşyada da bir hakikat var. Varsa vücudu, onun canlı olduğunu düşünürüm ben, hayat canlıdır. Birbirimizi sevmek, hizmet etmek lazım.. Hizmetten daha güzel bir şey hayatta yoktur. Dünyanın en büyük servetine sahip olsanız hizmet etmezseniz hiçbir kıymet ifade etmez.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Tespih koleksiyonunuz var ve yapımı da sizin ilgi alanınız içerisine giriyor.</span></p>
<p>Tespih Türk sanatlarından birisidir. Ebru nasıl bir sanatsa bu da bir Türk sanatıdır. Bunun güzel olması için bir takım şeylere ihtiyaç var. Mesela deliği çok ince olacak, 99 tanesi de aynı olacak, imamenin şekli ona göre olacak, burada halka dediğimiz şeyler var onlar iyi çekilecek çıkacak, işlemeli olacak vs. Bu yönde, hele Osmanlı&#8217;nın son devrinde yetişmiş büyük tespihçilerimiz vardır.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Ebru sanatında bizdeki öncüler kimlerdi?</span></p>
<p>Ebru sanatı bize Ethem Efendi&#8217;den geliyor. Ethem Efendi&#8217;den hattat Necmettin Hoca öğreniyor. Ondan da aktar Mustafa Düzgünman -bana da çok faydası olan değerli bir ağabeyimizdi ve o benim aynı zamanda önderimdi- öğreniyor. Bu sayede ben de yaptım, Mustafa Hoca&#8217;dan da merak edip bir hayli Ebru yapanlar oldu. Böylece bu iş öyle bir hale geldi ki şimdi ebru boyalarını satan dükkânlar açıldı. İki defa Boston&#8217;a çağırdılar beni onlara Türk ebrusunu gösterdim onlardan da Avrupa ebrusunu gördüm.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Farkı nedir?</span></p>
<p>Pek fark yok yalnız mesela onlar potasyum alüminant kullanırlar. Kâğıtları potasyum alüminanta batırırlar ondan sonra ebru teknesine, boyaya koyarlar. Çıkarırlar suyla yıkarlar kâğıdı, üzerindeki yapışmamış boyalar gider kendi öz boyası kalır pırıl pırıl da olur. Çok güzel olur. Mesela şuradaki yazı benimdir ebru teknesinde yapmıştım. Bunu yapmak için muhakkak o potasyum alüminanta ihtiyaç vardır.</p>
<p>Bunlar az önce dediğiniz gibi insanın kendine edindiği işler, zevkler.</p>
<p>Evet, bunların hepsi tâli dediğimiz yan hareketler. Asıl insan kendisi.. Asıl uğraşacağı en iyi fotoğraf makinesi kendisi, başka bir şey değil.</p>
<p>Perdeleri büyük bir titizlikle kullanan nefes hâkimiyetiyle ney üfleme çıtasını yükselten, musikî tarihinde kendine özgü, ulaşılmaz bir yeri olan <span style="font-weight: bold;">&#8220;Neyzenlerin hocası&#8221; </span>unvanının sahibi ve günümüzde yaşayan en büyük neyzen Niyazi Sayın&#8217;a o engin dünyasını bizimle paylaştığı için teşekkür ediyoruz.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Sema Özbek/<strong style="color: #ffa34f;">Zeck</strong> Dergisi Sayı:16</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevkefza.com/niyazi-sayin-zeck-dergisi-roportaji/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Göçtü kervan, kaldık dağlar başında</title>
		<link>http://www.sevkefza.com/goctu-kervan-kaldik-daglar-basinda/</link>
		<comments>http://www.sevkefza.com/goctu-kervan-kaldik-daglar-basinda/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Aug 2008 16:18:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kenzi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<category><![CDATA[Hafız]]></category>

		<category><![CDATA[Kani Karaca]]></category>

		<category><![CDATA[mevlidhan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevkefza.com/?p=34</guid>
		<description><![CDATA[Kâni Karaca’ya Allah rahmet etsin; bazı
gazeteler ondan “mevlidhan” diye bahsedince
şaşırdım ve üzüldüm. Ağacı yaprağıyla tarif
etmek gibi bir şey bu. Kâni Bey’e mevlidhanlık
sıfatı az gelir; o yaşadığı müddet zarfında Türk
musikisinin en büyük sesiydi; klasik 
tegannî tarzının belki de yegâne üstâdıydı.  
Bazen kendisine refakat eden saz heyetiyle lâtifeleşmek istediğinde sesinin karar perdesini koma koma yedirerek bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://img70.imageshack.us/img70/7331/kanijv9.jpg" alt="" width="240" height="163" /><strong>Kâni Karaca</strong>’ya <strong>Allah rahmet etsin</strong>; bazı</p>
<p>gazeteler ondan “mevlidhan” diye bahsedince</p>
<p>şaşırdım ve üzüldüm. Ağacı yaprağıyla tarif</p>
<p>etmek gibi bir şey bu. Kâni Bey’e mevlidhanlık</p>
<p>sıfatı az gelir; o yaşadığı müddet zarfında Türk</p>
<p>musikisinin en büyük sesiydi; <strong>klasik </strong></p>
<p><strong>tegannî</strong> tarzının belki de yegâne üstâdıydı.<strong> </strong><strong> </strong><span id="more-34"></span></p>
<p><strong>Bazen kendisine refakat eden saz heyetiyle lâtifeleşmek istediğinde sesinin karar perdesini koma koma yedirerek bir başka perdeye vâsıl olduğunu ve bir süre sonra sâzendelerin “akordumuz bozuldu” diye icrâyı bırakıp akort düzeltmeye yeltendiklerini anlatırlar ki sözü edilen perde göçürme hadisesi, ancak çok eğitimli ve kabiliyetli kulakların veya elektronik frekans ölçme âletlerinin fark edebildiği bir dar aralıkta cereyan etmektedir. “Kaybımız büyüktür” demek gereksiz; biz sadece müthiş bir hançereden değil, asrın en büyük kulağından ve musiki beyninden mahrum <strong>kaldık</strong> ve telâfisi de yoktur.</strong></p>
<p>Gayet iyi hatırlıyorum, 1975 yıllarında BBC’den bir ekibin sırf Kâni Bey’den artık radyolarda bile yayın imkânı bulmayan klasik eserlerin kaydını yapmak üzere Türkiye’ye geldiklerini işitmiştim. Böyle bir musiki beyninden geriye kalan birkaç tane ticari albümden ibarettir ve onun kadrini bilenler, bu kadarıyla iktifâ etmek zorunda kalacaklar.</p>
<p>Kâni Bey, “klasik” kavramının içini hakkıyla dolduran bir musiki zekâsıydı. “İcrânın zekâyla ne ilgisi var” dememeliyiz. Sıradan sesler, zekâ ve zekânın desteklediği birikimle musiki haline gelir. Feyz ve ders aldığı hocaları itibariyle Kâni Bey, bugün meraklı dinleyicilerin bile varlığından ve lezzetinden haberdar olmadıkları klasik tavrın en mütebahhir icrâcısı idi. O edâ ve o tavır bugün yoktur. <strong>Klasik musikimiz ne yazık ki iyi niyetli ama bilgisiz ve zevksiz koro şefleri tarafından insanı “on dakikada huzur içinde derin bir uykuya” sevk eden terapi seansları haline getirilmiş bulunuyor</strong>.<strong> </strong>Klasik zevkin körelmesinde, klasik eserlerin müşterisiz kalmasında vaktiyle uygulanan kültür politikalarının derin tesirleri vardır. Ülkesinin medenî birikimini gözden geçirdikten sonra “<strong>bizim klasiğimiz yoktur</strong>” diyebilen kafalar yıllarca maarifte ve yayın hayatında tesirli oldular. Bu yüzden Kâni Bey ve onun yanına koyabileceğimiz üç–beş musiki üstâdı “gazelhan, mevlidhan” gibi sıfatlarla anılabiliyor bugün. Bu ayıp bizim ayıbımızdır. Zihnimizde “klasik” diye bir kalite kategorisi olmadığı için iyiyi kötüden, sıradanı sıradışından ayırt edecek bir tefrik cihazına malik olamadık. Böyle bir eksiklik, haddizatında klasik değere sahip eserlere sahip olmamakla aynı kapıya çıkar; evet, o eserler yerinde duruyor ama onlara nüfuz edecek harfler, âletler, kavramlar, kelimeler, hâsılı kültür kodlarından mahrumuz. Sâbâ ile segâh’ı birbirinden ayırt edecek kaç kişi var tanıdıklarınız arasında? Bırakalım gençleri, otuz yaş sularında seyredenlere beş bestecinin adını sorunuz isterseniz.</p>
<p>“<strong>Ne aradığını bilmeyen, ne bulduğunu da bilemez</strong>” diyen adam ne kadar haklı! Adamın ufku “mevlidhan”da nihayete eriyorsa ne yapabilirsiniz ki? Mevlidhan, hani şu kandil günlerinde televizyona çıkan ve naklen yayın esnasında ağız ve diş taraması yaptıracak ölçüde zorlanarak sanatını icrâ eden kişiler; tâbir yerinde ise dinî musikinin sokak çalgıcıları. Kimseyi tezyife niyetim yok, ufkumuzun bittiği yeri anlatmaya çalışıyorum sadece.</p>
<p><strong>“Belki hâlâ o besteler çalınır </strong></p>
<p><strong>Gemiler geçmeyen bir ummânda”</strong></p>
<p>mısrâlarını hatırlar mısınız; Kâni Bey, artık gemilerin geçmediği o uzak ummânlarda, varlığından kahir ekseriyetimizin hâlâ haberdar olmadığı o besteleri seslendirirdi işte.<br />
Hâsılı efendim, <strong style="color: black; background-color: #ffff66;">Göçtü kervan, kaldık dağlar başında</strong>..</p>
<p><strong>A.Turan Alkan</strong></p>
<p>Zaman Gazetesi 02/06/2004</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevkefza.com/goctu-kervan-kaldik-daglar-basinda/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Neyzen kişiliği ile Mehmed Akif Ersoy</title>
		<link>http://www.sevkefza.com/neyzen-kisiligi-ile-mehmed-akif-ersoy/</link>
		<comments>http://www.sevkefza.com/neyzen-kisiligi-ile-mehmed-akif-ersoy/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Aug 2008 13:54:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kenzi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<category><![CDATA[Mehmed Akif Ersoy]]></category>

		<category><![CDATA[Ney]]></category>

		<category><![CDATA[Neyzen]]></category>

		<category><![CDATA[Neyzen Tevfik]]></category>

		<category><![CDATA[Şerif Muhiddin Targan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevkefza.com/?p=32</guid>
		<description><![CDATA[Mehmed Akif Ersoy&#8217;un ve Neyzen Tevfik ahbaplığı tüm edebiyat çevrelerince bilinir.irdelenmesi gereken;bu iki zıt kutbu biraraya getiren ne? sorusu.
cevap;dürüstlükleri ve ney&#8230; 

iki üstadın tanışma sebebi yine neydir.akif&#8217;in müzik tutkusu ve ney merakı yol açıyor.mehmed akif o zamanlar ziraat nezaretinde baytar müfettişiliği baş katibi.üstad neye çok meraklı.tevfik&#8217;in ney üflediğini görünce hemen sarıgüzel&#8217;deki evinin adresini veriyor.artık neyzen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="postbody">Mehmed Akif Ersoy&#8217;un ve Neyzen Tevfik ahbaplığı tüm edebiyat çevrelerince bilinir.irdelenmesi gereken;bu iki zıt kutbu biraraya getiren ne? sorusu.<br />
cevap;dürüstlükleri ve ney&#8230; </span><span id="more-32"></span><br />
<span class="postbody"><br />
</span><img class="alignleft" src="http://img297.imageshack.us/img297/8948/mehmetakifersoyjt8.jpg" alt="" width="180" height="225" /><span class="postbody">iki üstadın tanışma sebebi yine neydir.akif&#8217;in müzik tutkusu ve ney merakı yol açıyor.mehmed akif o zamanlar ziraat nezaretinde baytar müfettişiliği baş katibi.üstad neye çok meraklı.tevfik&#8217;in ney üflediğini görünce hemen sarıgüzel&#8217;deki evinin adresini veriyor.artık neyzen sarıgüzel müdavimlerinden&#8230;<br />
aralarında 6 yaş fark bulunan (akif; 1873 tevfik:1879 doğumlu) bu iki insan arasında dostluk başlıyor.mehmed akif neyzenin kardeşi sefik&#8217;le de bir baba sıcaklığıyla ilgileniyor yalnız tevfikin gecesi gündüzü ney,ona da fransızca farsça ve arapça dersleri veriyor,diyer yandan da akif neyzen&#8217;den ney dersleri alıyor&#8230;</p>
<p>mithat cemal&#8217;in anlattığına göre hicri 1313 yılında mehmed akif, neyzen tevfik&#8217;in oturduğu şekerci hanına gidiyor.iki ay süren bir dersten sonra ne yazık ki salim bey&#8217;in hicaz peşrevini bir türlü düzgün çıkaramıyor.aczini bir düşman gibi karşısına koyuyor.fakat hicaz peşrevi neyde çok güçmüş;insanın parmakları saraya tutulmuş gibi neyin perdelerine bükülecekmiş,ne çıkar?fakat o galip gelemediği işleri sever.güç bir arap şairinin külliyatını anlamak bütün bir ramazan ayında evine kapanmamış mıydı?o yılda musikiye o türlü çalışıyor nota öğreniyor.fakat salim beyin hicaz peşrevi ne alemde?hiçbir alemde değil yerinde sayıyor.<br />
o halde bu musıki sevdasından vazgeçmemeli.vazgeçecek gibi oluyor,fakat hani güçü zoru severdi?bunu kendi kendine soruyor ve artan bir inatla yine musıkinin peşinden koşuyor.<br />
bu sefer mehmed akif,sarı güzeldeki evinden her sabah çukurçeşmedeki ali bey hanına gidiyor.çünkü neyzen tevfik bu hana taşındı;akif ondan yine ney dersi alacak.ve buraya giderken hızlı hızlı yürüyor.bu ıztırap niçin mi?<br />
çünkü terliyerek giderse bu ders uğrunda çekilen bir ideal oluyordu.akifin kolay,yakın gibi kavramları sevmemesi seciyesinin çehreleşen tarafı oluyor&#8230;<br />
ali bey hanında akif&#8217;in bir türlü ney öğrenemediği bu bekar odası,o kadar da temiz bir yer değil.çünkü akif birgün odada yemek yerken neyzenin verdiği peşkire alaycı teşekkür ediyor.<br />
istemem üstüm kirlenir!<br />
fakat titiz denecek kadar temiz olan akif bu odada bahtiyar,bu odada akifin çıldırıdğı bir şey var;sanat sahiciliği!<br />
bu odada öğrendim zannetmek yok.burada öğrenmek sahiden öğrenmektir.bir fasıl bazen üç ayda öğrenilecektir.<br />
bu üç ayın sonunda nihayet akif&#8217;in azmi bitiyor:</p>
<p><span style="font-weight: bold;">heyhat! söndü şevkim şevkimle bende söndüm.<br />
hanlarda sürte sürte aşık garibe döndüm.</span></p>
<p>diyor.fakat akif bu beytini hemen unutuyor;seciyesinin başında alın yazısı gibi taşıdığı beyti hatırlıyor.namık kemal&#8217;in beytini:</p>
<p><strong>fe</strong><span style="font-weight: bold;">lekden intikam almak demektir ehli idrake,<br />
edip tezyid-i gayret müstefid olmak nedametten.<br />
</span><br />
ve güzel inadı güçlükle beraber artıyor.nihayet kendince memnun olmağa başlıyor;işte bir çok besteler öğrendi hatta devri kebir usulunude&#8230;<br />
fakat düşünüyor: hayır bilmek bu değil ve bilgisin, kendine saklıyor;musıkideki ufak melaikesini yalnız başına kaldığı zamanlar birşeyler mırıldanmak için salahiyet olarak kabul ediyor.başkalarının yanında yalnız başkalarını dinleyecek.<br />
daha doğrusu yalnız başkasını;şerif muhiddini&#8230;.</p>
<p>kaynak: neyzen tevfik ve azab-ı mukaddes&#8217;i (mehmet ergün)</span> <span class="postbody"><br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevkefza.com/neyzen-kisiligi-ile-mehmed-akif-ersoy/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Niyazi Sayın TRT Radyosu Ropörtajı</title>
		<link>http://www.sevkefza.com/niyazi-sayin-trt-radyosu-roportaji/</link>
		<comments>http://www.sevkefza.com/niyazi-sayin-trt-radyosu-roportaji/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Aug 2008 13:09:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kenzi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ropörtajlar]]></category>

		<category><![CDATA[Halil Dikmen]]></category>

		<category><![CDATA[Mahmut Bilki]]></category>

		<category><![CDATA[Niyazi Sayın]]></category>

		<category><![CDATA[Tanburi Cemil Bey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevkefza.com/?p=29</guid>
		<description><![CDATA[TRT Röportajı
Programı Hazırlayan: Mahmut Bilki
Sunucu: Efendim stüdyomuza hoş geldiniz.
Niyazi Sayın: Hoş bulduk efendim.
S:  Sanat yaşantınız nasıl başladı? Bu başlangıçta kimlerin etkileri oldu? Sizden önce bunu rica edelim.

NS: Küçük yaştan beri musikiyle uğraşıyorum desem, yalan olacak. Çünkü sporla meşgul oldum. 20 yaşına kadar aşağı yukarı ömrümüz sporla geçti. Bunun yanında şunu söyleyebilirim ki dört beş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://img208.imageshack.us/img208/5596/nsayingc1.jpg" alt="" width="200" height="300" /><span class="postbody"><span style="font-weight: bold;">TRT Röportajı</span></span></p>
<p><span style="font-weight: bold;">Programı Hazırlayan:</span> <strong style="color: #ffa34f;">Mahmut</strong> <strong style="color: #ffa34f;">Bilki</strong></p>
<p><span style="font-size: 12px; line-height: normal;"><span style="font-weight: bold;">Sunucu: </span>Efendim stüdyomuza hoş geldiniz.<br />
<span style="font-weight: bold;">Niyazi Sayın:</span> Hoş bulduk efendim.</span></p>
<p><span style="font-weight: bold;">S: </span> Sanat yaşantınız nasıl başladı? Bu başlangıçta kimlerin etkileri oldu? Sizden önce bunu rica edelim.</p>
<p><span class="postbody"><span style="font-size: 12px; line-height: normal;"><br />
<span style="font-weight: bold;">NS: </span>Küçük yaştan beri musikiyle uğraşıyorum desem, yalan olacak. Çünkü sporla meşgul oldum. 20 yaşına kadar aşağı yukarı ömrümüz sporla geçti. Bunun yanında şunu söyleyebilirim ki dört beş yaşında iken babam bize Tanburi Cemil’in plaklarını dinletirdi. Rumeli’ deki hürriyet ilanında, amcam Niyazi Bey’ dir hürriyet kahramanı, Cemil Bey’ in yakın arkadaşıymış ve babamı memur etmiş buradan İstanbul’dan Cemil Bey’ i al, hürriyetin ilanı münasebetiyle şenlikler düzenlenmiş Rumeli’nde, oraya getir diye. Babam da bir arkadaşıyla beraber memur olmuş onun geniş bir hikâyesi vardır. Ve dolayısıyla babamın bir hatırası var Cemil Bey üzerinde haklı olarak ve yerinde olarak. </span></span><span id="more-29"></span><br />
<span class="postbody"><span style="font-size: 12px; line-height: normal;"><br />
Küçük yaşta bir borulu gramofonumuz vardı evde, biz üç kardeş bu gramofonun etrafına toplanır o plakları dinlerdik anlamadan. Fakat zamanı geldi hakikatten çok güzel şeyler dinlemişiz. Demek o zamandan itibaren bir müzik zevkini ben bilmeyerek içime, gönlüme koymuşum.</span></span></p>
<p>İşte yirmi yaşına geldik; neye olan bir sevgi, nereden geldiğini de bilemiyorum, 20 yaşından itibaren başladı diyelim. Sonra tabiatıyla bu sevgi çok ilerledi. Öyle oldu ki işimi terk ettim çok zamanlar, musikiyle uğraşmaya başladım. Nihayet İstanbul radyosunda vazife aldım. Askerliğim sırasında konservatuara gittim ve bitirdim. Bugüne kadar işte bu hal içerisinde, böylece yoğrulup duruyoruz.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">S: </span>Biraz önce uzun süre sporla uğraştığınızdan söz ettiniz peki bu sporun hangi dalıydı?<br />
<span style="font-weight: bold;">NS: </span>Ben daha evvel, mektep sıralarında barfiks yaptım, 3000 metre koştum derecelerim de var. Sonra Fenerbahçe’ de futbol oynadım, şimdi de devamlı olarak tenis oynuyorum. En sevdiğim spor da tenis oldu. Spor ve sanat olmasa yaşayamam diyebilirim.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">S: </span>Sanıyorum sizin müzik ve sporun dışında bir hayli uğraşılarınız var hattatlık, koleksiyonculuk, fotoğrafçılık, ebru sanatı gibi.<br />
<span style="font-weight: bold;">NS: </span>Evet yalnız. Hattatlık değil. Hat sanatını çok severim, senelerle çok kıymetli insanlarla beraber oldum. Maalesef yazmadım. Çok güzel bir sanattır.<br />
Ama koleksiyonunu yaptım ve yapıyorum, severim biraz da anlıyorum bu sanattan.<br />
Ebru ile meşgul oluyorum. Ebru sanatı var biliyorsunuz, Türkiye’ de şimdi iki kişi tarafından yapılıyor. Kurs falan açtık bunun için. Bugünlerde biraz daha gelişmiş durumda.<br />
İşte fotoğraf merakım var, geçen sene bir Türkiye birinciliği aldım bir fotoğrafımla. Bunların yanında daha birçok şeyler var, tespih yapma merakı bu da Türkiye’ de kaybolmuş el sanatlarımızdan birisidir. Çok güzel bir sanattır.<br />
Kanarya yetiştiririm, çiçek yetiştiririm ve birtakım şeyler. Hani kendini oyalamak, hobi, denilen bu güzellikleri seviyorum. Yani boş kalmamak, hiç boş vakit yok benim için.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">S: </span>Dilerseniz biz yine müziğe dönelim, şimdi de tanıştığınız etkilendiğiniz neyzenlerden söz edelim biraz.<br />
<span style="font-weight: bold;">NS: </span>Bir hayli neyzen tanıdım. Benim hocam Güzel Sanatlar Akademisi Müdürü Halil Dikmen idi. Daha evvel, Atatürk’ ün emriyle 1937’ de açılmış olan Beşiktaş’taki Resim Heykel Müzesinin Müdürü olan Halil Dikmen çok kıymetli bir neyzendi. Çok neyzenler gördüm hepsi bir değer taşır tabi kendi branşlarında ama Halil Dikmen’ deki ney ustalığı, sanat olgunluğu, kendisi çok büyük de bir ressamdı, çok kıymetli bir ressamdı. Bana hem resim hem de ney dersi on beş sene verdi.<br />
Hala unutamam çok enteresan bir insandı. Yalnız sanatı değil de kişiliği büyük bir insandı, sanatı da çok büyüktü muhakkak. Fakat büyük bir insandı</p>
<p><span style="font-weight: bold;">S: </span>Sayın Niyazi Sayın, Türk sanat müziğinde önemli bir yeri olan taksim konusunda neler söylersiniz acaba?<br />
<span style="font-weight: bold;">NS: </span> Efendim taksim, emprovizasyon dediğimiz yani duyuş, içerden gelen o andaki bir eser yapma şekli oluyor. Bu tabiî ki sanatçının hüviyetiyle, yapısıyla, kendi içyapısıyla alakalı bir şey oluyor. Yani zor bir dava. O anda bir eser yapma, ortaya getirme şeklidir. Batıda da buna çok ehemmiyet veriyorlar, değer taşıyor sanatçı tarafından. Bizde de öyledir taksim. Her sanatçının yapacağı bir iş değildir. Çok olgun olması lazım, musikide onun bir yeri olması lazım. İçyapısının, iç hüviyetinin bambaşka olması lazım bir şey ortaya çıkarması için.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">S: </span>Efendim sizce bir sanatçının başarısı, bu başarıyı sürdürebilmesi nelere bağlı?<br />
<span style="font-weight: bold;">NS:</span> Hangi branşta olursa olsun, bunun tam karşılığı aşktır. Yani aşk, fazla bir sevgi, eski deyimle ifrat-ı muhabbet diyorlar buna, fazla sevgi. İnsan sevdiği zaman gözü hiçbir şeyi görmez hangi branşta, hangi şekilde olursa olsun. Sanat yapan insan başlı başına bir değer taşıyan, sanatıyla gece gündüz yaşayan bir insandır. Tabi bu şekildeki bir insan iyi biri netice verir sanatında başka türlü, bir insan iyi bir netice veremez.<br />
Ve yalnız bir branş, ben bunu devamlı söylerim talebelerime de mektepte, bir müzisyen, ressam, başlı başına bir sanatçı olamaz, imkanı yok olamaz. Ancak yan tesirlerinin olması lazım. Mesela bir müzisyen muhakkak surette biraz resim yapmalı, çiçek ekmeli, kuş beslemeli, spor yapmalı yani başka şeylerle esas sanatını takviye etmeli. Onlardan gelen güzellikler esas sanatıyla birleşir, o esas sanat daha güzel parlar. Bu hususta ben böyle düşünüyorum, onun için ben kendi sanatımda biraz bir şeyler yapabiliyorsam diğer hareketlere tabi olmam münasebetiyle bu işleri daha faydalı ortaya çıkarabiliyorum düşüncesindeyim.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">S: </span>Günümüz musiki icrasında genellikle saz eserlerine gerek önem verilmiyor, saz eserleri hem icra yönünden hem de bestelenme yönünden bir gelişim içersinde değil. Son olarak bu konu üzerinde durur musunuz?<br />
<span style="font-weight: bold;">NS:</span> Bu hakikatten bir sorun ve çok büyük bir sorun. Ben umumiyetle bu yolda çalışıyorum senelerdir. Mesela bizim musikideki türler. Bir topluluk ya mesela klasik eserler okuyor veya da fasıl dediğimiz bir grup meydana geliyor bir fasıl musikisi icra ediliyor. Fakat gelelim oda müziği, batıdaki oda müziği karşılığı dörtlü beşli gruplarda veya daha fazla, daha eksik, o da olabilir, saz eserleri ki her tarafa açık şeyler bunlar elimizde peşrevler, saz semaileri ve buna benzer ufak tefek hareket taşıyan eserler var. Bunların da dışında bir şeyler yapmak lazım yavaş yavaş biraz çok sesliliğe gitmek, pedal sesler kullanmak yani batı ile biraz bağlantı tesis etmek gibi ama Türk enstrümanları ve Türk müziğindeki seslerle bu hareketi yapmak suretiyle. Biz bu denemeleri yapıyoruz ve çok faydalı oluyor düşüncesi içerisindeyiz. Yani ben de sizin bu düşünceniz içerisindeyim enstrümantal müziğe Türkiye de çok değer verilmeli ve bu çok genişletilmeli.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">S:</span> Programımıza katıldığınız için çok teşekkür ederiz.<br />
<span style="font-weight: bold;">NS:</span> Bendeniz teşekkür ederim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevkefza.com/niyazi-sayin-trt-radyosu-roportaji/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Asuman Dede</title>
		<link>http://www.sevkefza.com/asuman-dede/</link>
		<comments>http://www.sevkefza.com/asuman-dede/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Aug 2008 12:56:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kenzi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hatıralar]]></category>

		<category><![CDATA[Ercüment Batanay]]></category>

		<category><![CDATA[Niyazi Sayın]]></category>

		<category><![CDATA[Osman Dede]]></category>

		<category><![CDATA[Sadi Işılay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevkefza.com/?p=25</guid>
		<description><![CDATA[Selahattin Küçük&#8217;ün bir anısı;
On&#8217;ar dakikalık, üç sazdan oluşan saz eserleri programları yapılıyordu. Artık o tür yayınlara gire çıka kanıksamıştık, hep o tek sesli tek düze musikiydi. Bir peşrev, ara taksimi ve bir saz semaisi çalıyorlardı. Eserleri sırası geldikçe teker teker anons ediyorduk. Arada boş durmak sıkıcı oluyordu.
Genellikle yanıma okuyacak bir şeyler alıyordum. Stüdyoya girdiğimde Sadi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" src="http://img479.imageshack.us/img479/3643/nsjn1.jpg" alt="" width="290" height="204" />Selahattin Küçük&#8217;ün bir anısı;</p>
<p>On&#8217;ar dakikalık, üç sazdan oluşan saz eserleri programları yapılıyordu. Artık o tür yayınlara gire çıka kanıksamıştık, hep o tek sesli tek düze musikiydi. Bir peşrev, ara taksimi ve bir saz semaisi çalıyorlardı. Eserleri sırası geldikçe teker teker anons ediyorduk. Arada boş durmak sıkıcı oluyordu.</p>
<p>Genellikle yanıma okuyacak bir şeyler alıyordum. Stüdyoya girdiğimde Sadi Işılay, Niyazi Sayın ve Ercüment Batanay çalacakları parçaları çalışıyorlardı. Yayın disiplini daha tam işlemiyordu. Program Müdürlüğü daktilo edilmiş düzgün anonslar veremiyordu spikerlere.<span id="more-25"></span></p>
<p>Ben Sadi Işılay&#8217;dan ne çalacaklarını sordum. Cebinden sigara kutusunu çıkardı, kapağını yırttı, arkasına kalemle eserlerin adını yazdı bana verdi.<br />
Okumaya, gözden geçirmeye zaman kalmadan kumanda odasından teknisyenin yayına başlama sinyali geldi. Spiker masasına oturdum, mikrofon açıldı, ilk parça olan peşrevi anons ettim, yayın başladı. Arada elimdeki kitaba göz gezdirirken sıra ara taksimine geldi. Sigara paketindeki kargacık burgacık yazıyı bir türlü çıkaramadım, taksimi Niyazi Sayın yapacaktı; neyini hazırlamış, dudaklarını başparenin üzerine yerleştirmiş, anonsunu bekliyordu. Zaman akıyor, çözemediğim yazılar gözümde büyüdükçe büyüyordu. Beklemeden:<br />
&#8220;Sayın dinleyiciler, şimdi Niyazi Sayın&#8217;ın ney taksiminden sonra Asuman Dede&#8217;nin saz semaisini dinleyeceksiniz&#8221; dedim.</p>
<p>Niyazi Sayın birdenbire yanaklarını şişirmiş, nefesini tutmuş, yüzü kıpkırmızı kesilmişti, bir türlü neyini üfleyemiyordu, gülmemek için kendini zorluyordu.</p>
<p>Sadi Işılay onun bu halini görünce durumu kurtarmak için kemanına sarıldı ve taksime başladı. Dinleyiciler ney taksimi derken keman taksimi dinlediler.</p>
<p>Program bitince, stüdyo kahkahalara boğuldu.<br />
&#8220;Yahu, Asuman Dede&#8217;yi nereden çıkardın?&#8221; dediler. Meğerse,benim bir türlü okuyamadığım Osman Dede imiş. <img src='http://www.sevkefza.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevkefza.com/asuman-dede/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
