Ağustos 15th, 2008Niyazi Sayın TRT Radyosu Ropörtajı
TRT Röportajı
Programı Hazırlayan: Mahmut Bilki
Sunucu: Efendim stüdyomuza hoş geldiniz.
Niyazi Sayın: Hoş bulduk efendim.
S: Sanat yaşantınız nasıl başladı? Bu başlangıçta kimlerin etkileri oldu? Sizden önce bunu rica edelim.
NS: Küçük yaştan beri musikiyle uğraşıyorum desem, yalan olacak. Çünkü sporla meşgul oldum. 20 yaşına kadar aşağı yukarı ömrümüz sporla geçti. Bunun yanında şunu söyleyebilirim ki dört beş yaşında iken babam bize Tanburi Cemil’in plaklarını dinletirdi. Rumeli’ deki hürriyet ilanında, amcam Niyazi Bey’ dir hürriyet kahramanı, Cemil Bey’ in yakın arkadaşıymış ve babamı memur etmiş buradan İstanbul’dan Cemil Bey’ i al, hürriyetin ilanı münasebetiyle şenlikler düzenlenmiş Rumeli’nde, oraya getir diye. Babam da bir arkadaşıyla beraber memur olmuş onun geniş bir hikâyesi vardır. Ve dolayısıyla babamın bir hatırası var Cemil Bey üzerinde haklı olarak ve yerinde olarak.
Küçük yaşta bir borulu gramofonumuz vardı evde, biz üç kardeş bu gramofonun etrafına toplanır o plakları dinlerdik anlamadan. Fakat zamanı geldi hakikatten çok güzel şeyler dinlemişiz. Demek o zamandan itibaren bir müzik zevkini ben bilmeyerek içime, gönlüme koymuşum.
İşte yirmi yaşına geldik; neye olan bir sevgi, nereden geldiğini de bilemiyorum, 20 yaşından itibaren başladı diyelim. Sonra tabiatıyla bu sevgi çok ilerledi. Öyle oldu ki işimi terk ettim çok zamanlar, musikiyle uğraşmaya başladım. Nihayet İstanbul radyosunda vazife aldım. Askerliğim sırasında konservatuara gittim ve bitirdim. Bugüne kadar işte bu hal içerisinde, böylece yoğrulup duruyoruz.
S: Biraz önce uzun süre sporla uğraştığınızdan söz ettiniz peki bu sporun hangi dalıydı?
NS: Ben daha evvel, mektep sıralarında barfiks yaptım, 3000 metre koştum derecelerim de var. Sonra Fenerbahçe’ de futbol oynadım, şimdi de devamlı olarak tenis oynuyorum. En sevdiğim spor da tenis oldu. Spor ve sanat olmasa yaşayamam diyebilirim.
S: Sanıyorum sizin müzik ve sporun dışında bir hayli uğraşılarınız var hattatlık, koleksiyonculuk, fotoğrafçılık, ebru sanatı gibi.
NS: Evet yalnız. Hattatlık değil. Hat sanatını çok severim, senelerle çok kıymetli insanlarla beraber oldum. Maalesef yazmadım. Çok güzel bir sanattır.
Ama koleksiyonunu yaptım ve yapıyorum, severim biraz da anlıyorum bu sanattan.
Ebru ile meşgul oluyorum. Ebru sanatı var biliyorsunuz, Türkiye’ de şimdi iki kişi tarafından yapılıyor. Kurs falan açtık bunun için. Bugünlerde biraz daha gelişmiş durumda.
İşte fotoğraf merakım var, geçen sene bir Türkiye birinciliği aldım bir fotoğrafımla. Bunların yanında daha birçok şeyler var, tespih yapma merakı bu da Türkiye’ de kaybolmuş el sanatlarımızdan birisidir. Çok güzel bir sanattır.
Kanarya yetiştiririm, çiçek yetiştiririm ve birtakım şeyler. Hani kendini oyalamak, hobi, denilen bu güzellikleri seviyorum. Yani boş kalmamak, hiç boş vakit yok benim için.
S: Dilerseniz biz yine müziğe dönelim, şimdi de tanıştığınız etkilendiğiniz neyzenlerden söz edelim biraz.
NS: Bir hayli neyzen tanıdım. Benim hocam Güzel Sanatlar Akademisi Müdürü Halil Dikmen idi. Daha evvel, Atatürk’ ün emriyle 1937’ de açılmış olan Beşiktaş’taki Resim Heykel Müzesinin Müdürü olan Halil Dikmen çok kıymetli bir neyzendi. Çok neyzenler gördüm hepsi bir değer taşır tabi kendi branşlarında ama Halil Dikmen’ deki ney ustalığı, sanat olgunluğu, kendisi çok büyük de bir ressamdı, çok kıymetli bir ressamdı. Bana hem resim hem de ney dersi on beş sene verdi.
Hala unutamam çok enteresan bir insandı. Yalnız sanatı değil de kişiliği büyük bir insandı, sanatı da çok büyüktü muhakkak. Fakat büyük bir insandı
S: Sayın Niyazi Sayın, Türk sanat müziğinde önemli bir yeri olan taksim konusunda neler söylersiniz acaba?
NS: Efendim taksim, emprovizasyon dediğimiz yani duyuş, içerden gelen o andaki bir eser yapma şekli oluyor. Bu tabiî ki sanatçının hüviyetiyle, yapısıyla, kendi içyapısıyla alakalı bir şey oluyor. Yani zor bir dava. O anda bir eser yapma, ortaya getirme şeklidir. Batıda da buna çok ehemmiyet veriyorlar, değer taşıyor sanatçı tarafından. Bizde de öyledir taksim. Her sanatçının yapacağı bir iş değildir. Çok olgun olması lazım, musikide onun bir yeri olması lazım. İçyapısının, iç hüviyetinin bambaşka olması lazım bir şey ortaya çıkarması için.
S: Efendim sizce bir sanatçının başarısı, bu başarıyı sürdürebilmesi nelere bağlı?
NS: Hangi branşta olursa olsun, bunun tam karşılığı aşktır. Yani aşk, fazla bir sevgi, eski deyimle ifrat-ı muhabbet diyorlar buna, fazla sevgi. İnsan sevdiği zaman gözü hiçbir şeyi görmez hangi branşta, hangi şekilde olursa olsun. Sanat yapan insan başlı başına bir değer taşıyan, sanatıyla gece gündüz yaşayan bir insandır. Tabi bu şekildeki bir insan iyi biri netice verir sanatında başka türlü, bir insan iyi bir netice veremez.
Ve yalnız bir branş, ben bunu devamlı söylerim talebelerime de mektepte, bir müzisyen, ressam, başlı başına bir sanatçı olamaz, imkanı yok olamaz. Ancak yan tesirlerinin olması lazım. Mesela bir müzisyen muhakkak surette biraz resim yapmalı, çiçek ekmeli, kuş beslemeli, spor yapmalı yani başka şeylerle esas sanatını takviye etmeli. Onlardan gelen güzellikler esas sanatıyla birleşir, o esas sanat daha güzel parlar. Bu hususta ben böyle düşünüyorum, onun için ben kendi sanatımda biraz bir şeyler yapabiliyorsam diğer hareketlere tabi olmam münasebetiyle bu işleri daha faydalı ortaya çıkarabiliyorum düşüncesindeyim.
S: Günümüz musiki icrasında genellikle saz eserlerine gerek önem verilmiyor, saz eserleri hem icra yönünden hem de bestelenme yönünden bir gelişim içersinde değil. Son olarak bu konu üzerinde durur musunuz?
NS: Bu hakikatten bir sorun ve çok büyük bir sorun. Ben umumiyetle bu yolda çalışıyorum senelerdir. Mesela bizim musikideki türler. Bir topluluk ya mesela klasik eserler okuyor veya da fasıl dediğimiz bir grup meydana geliyor bir fasıl musikisi icra ediliyor. Fakat gelelim oda müziği, batıdaki oda müziği karşılığı dörtlü beşli gruplarda veya daha fazla, daha eksik, o da olabilir, saz eserleri ki her tarafa açık şeyler bunlar elimizde peşrevler, saz semaileri ve buna benzer ufak tefek hareket taşıyan eserler var. Bunların da dışında bir şeyler yapmak lazım yavaş yavaş biraz çok sesliliğe gitmek, pedal sesler kullanmak yani batı ile biraz bağlantı tesis etmek gibi ama Türk enstrümanları ve Türk müziğindeki seslerle bu hareketi yapmak suretiyle. Biz bu denemeleri yapıyoruz ve çok faydalı oluyor düşüncesi içerisindeyiz. Yani ben de sizin bu düşünceniz içerisindeyim enstrümantal müziğe Türkiye de çok değer verilmeli ve bu çok genişletilmeli.
S: Programımıza katıldığınız için çok teşekkür ederiz.
NS: Bendeniz teşekkür ederim.